İNEKLERDE POSTPARTUM DÖNEM ve ETKİ EDEN FAKTÖRLER

İNEKLERDE POSTPARTUM DÖNEM ve ETKİ EDEN FAKTÖRLER

1. TANIMI
     
Postpartum dönem; doğumun tamamlanmasından sonra genital organların anatomik, histolojik ve fonksiyonel bakımdan gebelik öncesi durumuna dönmesi olarak tanımlanmaktadır. Postpartum dönemle ilgili olarak postparturient dönem, puerperal dönem, puerperium terimleri de kullanılmaktadır. Postnatal terimi ise doğumdan sonra yeni doğanla ilgili olduğundan postpartum dönemi ifade etmemektedir (Blood and Studdert 1993).

2. ÖNEMİ
     
İneklerde postpartum dönem, fertilitenin sürekliliği yönünden oldukça önemlidir. Gebeliğin son dönemlerinde, doğum sırasında ve doğumu takiben hızlı bir şekilde değişen hormonal durum, doğumun oluşturduğu stres gibi faktörler ineği ciddi şekilde etkiler. Bu dönemin sorunsuz ve normal sürede tamamlanması ineğin fertilitesini normal sınırlar içinde devam ettirebilmesi için önemlidir. Postpartum dönemin uzaması, doğum-ilk östrüs, doğum-ilk tohumlama ve doğum-gebe kalma aralığının uzamasına ve dolayısıyla önemli ekonomik kayıplara neden olur. Bu nedenle postpartum dönem fizyolojisinin iyi bilinmesi ve doğum sonrası ortaya çıkan bozuklukların en kısa sürede ve uygun şekilde tedavi edilmesi gerekir (Dinç 1987, Hafez 1987, Arthur ve ark 1989, Hussain ve Daniel 1991, Alaçam 1997, Öcal 1999).
      Süt inekçiliği işletmelerinde yılda bir buzağı almak ana hedeftir. Her yıl bir buzağı elde etmek için, ineğin doğumdan sonra 80-110 gün içerisinde gebe kalması gereklidir. Bunun için doğumdan sonra 50 gün içinde iki östrüs siklusunun gerçekleşmesi gereklidir (Peters ve Lamning 1986, Roberts 1986, Joinudeen ve Hafez 1987, Opsomer ve ark 1992). Joinudeen ve Hafez (1987)�in belirttiği fertilite parametreleri Tablo 1�de sunulmuştur.

Tablo 1. İneklerde fertilite parametreleri

PARAMETRELER

Sütçü

Etçi

Boş geçen günler

Doğum-yeniden gebe kalma aralığı

<100

 

İlk tohumlamada gebelik oranı

İlk tohumlamada gebe kalan inek sayısı / Tohumlama

70

70

İki doğum arası geçen süre ( buzağılama aralığı)

Doğumlar arası geçen gün sayısı / Toplam inek sayısı x 100

<380

360

Gebelik başına tohumlama sayısı

Toplam tohumlama sayısı / sürüdeki toplam inek sayısı x 100

<2.0

-

Gebelik oranı

Gebe olan inek sayısı / sürüdeki toplam inek sayısı x 100

95

95

3. POSTPARTUM DÖNEMDE MEYDANA GELEN FİZYOLOJİK OLAYLAR
     
Doğumdan sonra genital organlar gebelik öncesi durumlarına dönerken birtakım fizyolojik olaylar meydana gelmektedir. Bu olaylar dört ana başlıkta incelenmektedir (Joinudeen ve Hafez 1987, Arthur ve ark1989, Noakes 1997). Bunlar;
1. Genital organların involusyonu,
2. Endometrium'un rejenerasyonu,
3. Uterustaki bakteriyel kontaminasyonun eliminasyonu.
4. Ovaryumların siklik aktivitelerinin yeniden başlaması.
Bazı yazarlar (Olson ve ark 1986, Küplülü ve Salmanoğlu 1994) ineklerde postpartum dönemi üçe ayırmaktadırlar.
1. Erken postpartum dönem: Bu dönemde hipofiz bezi GnRH�a karşı duyarlı olmaya başlar.
2. Ara dönem: Hipofizin GnRH�a duyarlı olduğu dönemden ilk ovulasyona kadar geçen süredir.
3. Ovulasyon sonrası postpartum dönem: Ovulasyondan involüsyonun tam olarak tamamlandığı zamana kadar geçen süredir.

3.1. Genital Organların İnvolusyonu

3.1.1. Uterus�un involusyonu
      Doğumdan sonra uterus�un gebelik öncesi hacmine ve fonksiyonuna dönmesine uterus'un involusyonu denir (Joinudeen ve Hafez 1987). Bir başka deyişle involusyon, gebeliğin olduğu cornunun gebeliğin olmadığı cornuya çok yakın ölçülere dönmesi, pelvik çatıdaki normal yerine gelmesi, normal tonusunu ve içeriğini tekrar kazanması olarak düşünülür. Doğumdan sonra reprodüktif fonksiyonların yeniden başlaması için uterusun eski haline dönmesi gerekmektedir (Hussain ve Daniel 1991, Peters ve Ball 1994, Schofield ve ark 1999).
      İnvolusyon; uterus�un kontraksiyonları, doku kaybı ve doku rejenerasyonu olmak üzere 3 aşamada gerçekleşir (Hussain ve Daniel 1991, Stevens ve ark 1995, Noakes 1997). Doğumdan sonra uterus kontraksiyonları PGF2a ve oksitosin hormonlarının etkisiyle bir süre daha devam eder (Küplülü ve Salmanoğlu 1994). İnvolusyonun büyük bir bölümü ilk beş günde tamamlanmaktadır (Joinudeen ve Hafez 1987, Arthur ve ark 1989, Küplülü ve Salmanoğlu 1994). Doğum sonrası ilk birkaç gün uterus kontraksiyonları güçlü ve frekansları sık iken (3 dakikada 1 kontraksiyon) izleyen üçüncü ve dördüncü günlerde kontraksiyonların şiddeti ve frekansı azalır (10-12 dakikada 1 kontraksiyon). Daha sonraki günlerde kontraksiyonlar tedricen daha da azalarak düzensizleşir.
      Uterus kontraksiyonlarıyla doğumun üçüncü aşaması (yavru zarlarının atılması) da gerçekleşmektedir. (Roberts 1986, Arthur ve ark 1989, Hussain ve Daniel 1991, Öcal 1999, Schofield ve ark 1999). Ayrıca fötal sıvılarların ve doku döküntülerinin atılmasına da yardımcı olmaktadır (Alaçam 1997).
      İnvolusyon, endometrium�un rejeneresyonunu da kapsayan bir süreçtir (Garcia 1982). Doğumdan sonra 4-10 gün arası involusyonun yavaş (Garcia 1982, Etherington 1984, Stevens 1995), 10-14 günler arası hızlı (Roberts 1986, Joinudeen ve Hafez 1987, Hussain and Daniel 1991, Öcal 1999) 14-25. günler arası oldukça hızlı, 26-39. günler arası yavaş, 40-50. günler arasında ise çok küçük değişiklerin farkedildiği belirtilmektedir (Roberts 1986, Hussain ve Daniel 1991).
      İnvolusyonun normal sürede gerçekleşip gerçekleşmediği önemlidir. Postpartum dönemin başlangıcında uterus'un tamamının rektal palpasyonla muayenesinin mümkün olmadığı, ancak postpartum 10-15. günler arasında uterus'un tamamının muayene edilebildiği belirtilmektedir (Olson ve ark 1986, Hartigan 1995, Spain ve ark 1997, Öcal 1999). Uterus tonusunun ise 18-25. günler arasında yeniden hissedilebileceği bildirilmektedir (Schofield ve ark 1999).
      Uterusun involusyon sürecini myometriyal kontraksiyonlar, bakteriyel kontaminasyonunun eliminasyonu ve endometriumun rejenerasyonu etkilemektedir (Joinudeen and Hafez 1987, Kindahl ve ark 1992). Myofibrillerin boyu postpartum birinci günde 750 mmc�dan 400 mmc�a, bunu izleyen beşinci günde ise 200 mmc�a azalmaktadır (Arthur ve ark 1989, Roberts 1986). Doğum anında 9-10 kg olan uterus, postpartum 4. günde 4-5 kg, 12. günde 2 kg, 20-25. günde 1 kg, 50. günde 750 gr�a düşerek involusyon tamamlanmaktadır (Roberts 1986, Slama ve ark 1991, Alaçam 1997).
      Gebe cornu uterinin çapı doğumdan sonraki ilk beş gün içinde % 50, 15 gün içinde % 50 daha azalır (Arthur ve ark 1989, Hussain ve Daniel 1991). Doğumdan sonra uterus 1.5 lt�den fazla sıvı içeren, 1 m uzunluğunda boş ve gevşek bir kese şeklindedir (Etherington 1984, Hussain ve Daniel 1991, Slama ve ark 1991, Hartigan 1995, Alaçam 1997). Gebe cornunun çapı 5 gün içerisinde 40 cm�den 20 cm�ye ve uzunluğu 15 günde 100 cm�den 40 cm�ye kadar düşer (Hartigan 1995). Gebeliğin olduğu cornunun çapı 2-4 cm�ye düşünce (postpartum 25. gün) involusyonun büyük oranda tamamlandığı düşünülür (Etherington 1984, Slama ve ark 1991). Postpartum 25�30. günden sonraki değişiklikler rektal palpasyonla fark edilemez (Noakes 1997, Öcal 1999). Postpartum 30. günde gebeliğin oluştuğu cornu uteri gebeliğin olmadığı cornu uteriden 100 gr daha ağır ve çapı 1 cm daha fazladır (Garcia 1982). Postpartum 10-14. günlerde gebeliğin oluştuğu cornu uterinin çapı 12 cm�den 7 cm�ye düşer. Daha sonra uterusun hacmi küçülmeye devam etmekle birlikte gebelik öncesi durumuna dönememektedir (Garcia 1982, Etherington 1984, Roberts 1986, Young 1989). Gebeliğin olmadığı cornu uteride involusyonun hızının plesantasyonun derecesine bağlı olduğu bildirilmektedir (Arthur ve ark 1989).
      İnvolusyonun tamamlanma süresi ile ilgili çok değişik görüşler vardır. Süt ineklerinde involusyon süresinin 26-52 gün, etçi ırklarda 38.7-56.0 gün olduğu bildirilmektedir (Arthur ve ark 1989, Hussain ve Daniel 1991, Küplülü ve Salmanoğlu 1994, Schofield ve ark 1999) Genel olarak 25-30 günde uterus'un fiziksel involusyonu tamamlanmakla beraber, endometrium'un rejenerasyonunu da içeren involusyonun 40 gün sürdüğü belirtilmektedir (Roberts 1986, Garcia 1982, Alaçam 1997).
      Uterus�un involusyonu, rektal palpasyon ve ultrasonografik muayene yöntemleriyle izlenebilmektedir. Rektal palpasyonla yapılan muayenelerde doğumu izleyen birkaç gün içinde uterusun kontraksiyonları hissedilebilmektedir. Postpartum dönemde yapılan ultrasonografik muayenede ise uterus duvarının ve carunculaların küçülmesi, uterus lumeni ve içeriği (lochia) belirlenebilmektedir (Kahn 1992, Küplülü ve Salmanoğlu 1994, Öcal 1999). Kalender ve ark (2001) postpartum sorunlu ve sorunsuz ineklerde yaptıkları ultrasonografik muayenede elde edilen uterus ölçümlerinde farklılık olduğunu bildirmektedirler.

3.1.2. Cervix�in involusyonu
      Cervix uteri'nin involusyonu uterusa göre daha yavaş olur ve involusyonu en son tamamlanan organdır. Doğumun ikinci aşamasında tamamen açılmış olan cervix uteri doğumun üçüncü aşamasında hızla daralarak 24-36 saat sonra bir el, 96 saat sonra ancak iki parmak geçebilecek açıklığa inmektedir. Cervix�in involusyonuyla muhtemel prolapsus uteri vakaları meydana gelmemektedir. Ancak retensiyo secundinarum vakalarında cervix açıklığının kapanması gecikmektedir (Olson ve ark 1986, Hussain ve Daniel 1991, Slama ve ark 1991, Hartigan 1995).
      Cervix�in dış çapı postpartum ikinci günde 15 cm, 10. günde 9-11 cm, 30. günde 7-8 cm, 60. günde ise 5-6 cm�ye düşmektedir (Arthur ve ark 1989, Küplülü ve Salmanoğlu 1994). Doğumu izleyen 48. saatte cervix uteri�de sirküler kıvrımlar yeniden farkedilmeye başlanır ve cervikal kanalın % 75 küçüldüğü gözlenir (Alaçam 1997).
      Gebe cornu uteri'nin involusyon derecesi postpartum 25. günde cervix�in çapıyla değerlendirilebilmektedir. Postpartum 25. günde cervix�in çapı gebeliğin olduğu cornudan daha fazla olmalıdır (Arthur ve ark 1989). Cervix çok doğum yapmış olanlarda ilk doğumunu yapmış olanlara göre daha büyüktür (Garcia 1982, Roberts 1986, Hussain ve Daniel 1991). İlk doğumunu yapmış olanlarda postpartum 40-50. günlerde cervix�in çapı çok doğum yapmış olanlardan daha küçüktür (Olson ve ark 1986).
      Postpartum ilk 3-4 gün uterus'un duvarının kalın ve pörsümüş olması nedeniyle rektal palpasyonla cervix�i ayırt etmek güçtür. Postpartum 4-5. günden sonra cervix belirgin hale gelir ve postpartum 7. günde pelvik çatının cranialinde palpe edilebilir (Hussain ve Daniel 1991, Hartigan 1995).

3.1.3. Vagina ve vulva�nın involusyonu
      Genital kanalın vagina ve vulva bölümleri, doğuma yakın günlerde artmış olan östrogen ve relaxin hormonları etkisiyle gevşer ve ödemli bir hal alır. Bu değişim doğum sırasında en ileri düzeye ulaşır. İneklerde vulva dudakları doğumdan hemen sonra hızla küçülerek, birkaç gün içinde ödemin rezorbsiyonu ile gebelik öncesi durumuna dönerler (Öcal 1999).

3.1.4. İnvolusyonun hormonal mekanizması
      Araştırmacılar (Arthur ve ark 1989, Kindahl ve ark 1992, Küplülü ve Salmanoğlu, Öcal 1999) involusyonu kontrol eden hormonun PGF2a olduğunu belirtmektedirler. Prostaglandin metabolitlerinin plazmadaki düzeyi postpartum 7-23 gün yüksek seyretmektedir. (Roberts 1986). Myometriyal aktivitenin artışı başlangıçta östrojen yardımıyla olmaktadır (Joinudeen ve Hafez 1987, Kindahl ve ark 1992). Östrojen uterus kontraksiyonlarını stimule etmektedir (Foote ve Riek 1999). Doğumun ikinci aşamasında fazla miktarda salgılanan oksitosin ve PGF2
a , doğum sonrasında da salgılanmaya devam eder. Ancak oksitosin, östrojen hormonu olduğu dönemlerde uterus üzerine etkilidir. Doğumu takiben östrojenin hızla bazal seviyeye dönmesinden dolayı postpartum 12. saatten sonra oksitosin�in uterus üzerine kontraktil etkisinden söz etmek pek mümkün değildir. Dolayısıyla involusyonun gerçekleşmesinde uterotonik etkisi olan PGF2a �nın rolü önemlidir (Öcal 1999).
      Güç doğumlarda PGF2a salınımı uzun süre devam etmektedir. Bunun nedeni olarak uterus dokusundaki hasar ve nekrozun PGF2a salınımını stimule etmesi ileri sürülmektedir (Hussain ve Daniel 1991). Ancak doğumda bakteriyel kontaminasyon olmayan ineklerde prostaglandin salınımı uzun süre devam etmekte ve involusyon daha hızlı olmaktadır (Young 1989, Kindahl ve ark 1992). PGF2a uterus kas tonusunu artırarak etkili olmaktadır. Erken postpartum dönemde uterustan fazla miktarda PGF2a salınımı vardır. (Roberts 1986, Slama ve ark 1991, Hartigan 1992, Kindahl ve ark 1992, Peters ve Ball 1994, Noakes 1997, Schofield ve ark 1999). PGF2a �nın yetersiz salgılanması ise involusyonda gecikmeye neden olmaktadır (Young 1989, Kindahl ve ark 1992, Schofield ve ark 1999).
      Yangı durumunda arachidonik asit metabolitleri ortaya çıktığından çok fazla miktarda PGF2a salgılanır. Ancak bu durumda şekillenen PGF2
a �ya uterus yanıt vermemekte ve involusyon gecikmektedir (Hartigan 1992, Kindahl ve ark 1992, Stevens ve ark 1995). İnvolusyonun yavaş olması ise postpartum ovaryum aktivitesinin gecikmesine neden olur (Öcal 1999).
      PGFM doğumdan önce PGF2a salınımından dolayı artmaya başlar ve postpartum 15. günde bazal seviyeye inmektedir (Schofield ve ark 1999). Bu nedenle ovaryum fonksiyonlarının yeniden başlaması için PGFM seviyesinin bazal seviyeye dönmesi gerektiği bildirilmektedir (Hartigan 1992).
      Postpartum dönemde PGF2a /PGE2 oranı uterus tonusunun düzenlenmesi için çok önemlidir. PGF2a uterus motilitesini stimule ederken PGE2 inhibe eder. PGF2a ve PGE2�nin kaynağı carunculalardır. PGE2 düzeyinin artması subinvolusyonla sonuçlanmaktadır (Slama ve ark 1991).

3.1.5. İnvolusyonu etkileyen faktörler

3.1.5.1. Güç doğum
      Birçok araştırıcı (Garcia 1982, Arthur ve ark 1989, Young 1989, Hussain ve Daniel 1991, Hartigan 1992, Küplülü ve Salmanoğlu 1994, Stevens ve ark 1995, Öcal 1999) güç doğum ve buna bağlı olarak meydana gelen retensiyo secundinarum, prolapsus uteri, hipokalsemi, ketozis, ikiz gebelik ve metritisin involusyonu geciktirdiğini belirtmektedir. Periparturient sorunlar postpartum 5. günden 8. güne kadar oluşursa involusyon gecikmektedir. İnvolusyonun gecikmesinin nedeni uterus motilitesinin azalmasına bağlı olmaktadır. Retensiyo secundinarum şekillenen ilk doğumunu yapmış olan ineklerde involusyonun gecikmesi daha belirgindir. Ayrıca abortus vakalarında da involüsyonun geciktiği belirtilmektedir (Momlicovic ve ark 1998).

3.1.5.2. Bakteriyel enfeksiyon
     
Uterusun bakteriyel kontaminasyonu involusyonun gecikmesine neden olur. Ancak nonspesifik bakteriyel kontaminasyon involusyon sürecini etkilememektedir (Hussain ve Daniel 1991).

3.1.5.3. Doğum sayısı
     
Çok doğum yapmış olanlarda involusyonun ilk doğumunu yapmış olanlardan daha yavaş olduğu bildirilmektedir (Garcia 1982, Etherington 1984, Olson ve ark 1986, Arthur ve ark 1989, Küplülü ve Salmanoğlu 1994, Peters ve Ball 1994, Noakes 1997, Öcal 1999, Gröhn ve ark 2000).

3.1.5.4. Mevsim
     
İkbahar ve yaz aylarında doğum yapanlarda, kış aylarında doğum yapanlara göre involusyon daha hızlıdır. Yazın doğum yapanlarda involusyon ortalama 7 gün daha erken gerçekleşmektedir (Garcia 1982, Arthur ve ark 1989, Küplülü ve Salmanoğlu 1994, Peters veBall 1994, Noakes 1997, Öcal 1999, Schofield ve ark 1999).

3.1.5.5. Emzirme
     
Emziren ineklerde involusyon daha hızlıdır. Emzirme sonucu salgılanan oksitosin, prostaglandin salınımının kısmen artmasına neden olduğundan emzirmeden erken kesilenlerde involusyon daha geç tamamlanmaktadır (Dinç 1987, Hafez 1987, Noakes 1997).

3.1.5.6. Beslenme
     
Kötü ve dengesiz beslenme involusyonu geciktirmektedir (Hussain ve Daniel 1991, Öcal 1999). Gebelik süresince haftalık, doğumdan iki hafta önce ve doğumdan iki hafta sonra vitamin A, D3 ve E verilen ineklerde, involusyonun tamamlanma süresi ve retensiyo secundinarum insidansının önemli derecede azaldığı özellikle VitD3 tedavisinin involusyonun tamamlanma sürecini kısalttığı ileri sürülmektedir (Hussain ve Daniel 1991).

3.1.5.7. Irk
     
İnvolusyon süresi etçi ırklarda, sütçü ırklardan daha uzun sürede tamamlanır. Sütçü ırklarda 26-52 günlerde, etçi ırklarda 38.7-56 günde tamamlandığı bildirilmektedir (Arthur ve ark 1989, Hussain ve Daniel 1991, Küplülü ve Salmanoğlu 1994, Schofield ve ark 1999).

3.1.5.8. Barınma şekli
     
Serbest yetiştirmede involusyon daha çabuk meydana gelmektedir (Küplülü ve Salmanoğlu 1994).

3.1.5.9. Verim
     
Yüksek verimli hayvanlarda involusyon gecikmektedir (Küplülü ve Salmanoğlu 1994).

3.2. Endometrium�un Rejenerasyonu
      Doğum sonrasında uterus endometrium dejenere olmakta ve endometrium kendini tekrar yenilemek suretiyle yeni bir gebeliğe hazır hale gelmektedir. Postpartum 25-30. günde endometrium�un rejenerasyonu tamamlanır (Garcia 1982, Roberts 1986, Küplülü ve Salmanoğlu 1994). Decidua ve adecidua tipleri arasında geçit oluşturan plesanta tipine sahip olan (intermedia) ineklerde doğumdan sonraki 7-10. günlere kadar uterusta sıvı ve doku döküntüleri bulunmaktadır (Garcia 1982, Roberts 1986, Arthur ve ark 1989, Küplülü ve Salmanoğlu 1994, Alaçam 1997, Noakes 1997, Öcal 1999). Lochia adı verilen bu akıntı; fötal sıvılar, kopan umbilikal damarlardan sızan kan, yavru zarları parçaları ve carunkulalardan ayrılan yüzey kalıntılarını içerir (Arthur ve ark 1989, Hartigan 1995, Alaçam 1997). Lochia başlangıçta fötal sıvılardan oluşmaktadır ve beyaz-sarı renktedir. Daha sonra, kopan göbek kordonundan gelen kan, yavru zarı parçaları daha ileriki dönemde ise caruncular yüzeydeki nekrotik dokuların atılması sırasında kahverengi kanlı görünüm almaktadır (Arthur ve ark 1989, Hartigan 1995, Küplülü ve Salmanoğlu 1994).
      Uterustan gelen akıntının karakteri involusyon hakkında bilgi verir. Lochia postpartum ilk 2-3. gün kanla karışık renkte, 3-7. günlerde renksiz, 7-15. günler caruncular yüzeydeki nekrotik dokunun ayrılması sonucu şekillenen hemorajiden dolayı tekrar kanla karışık bir renkte, 14-15. günden sonra ise parlak lenf benzeri bir görünümdedir (Olson ve ark 1986, Hartigan 1995, Öcal 1999).
      Lochial akıntının miktarı genelde 1 lt olmasına rağmen çok doğum yapanlarda 2 lt�ye kadar çıkabilmektedir. Ancak bazı hayvanlarda lochianın absorbsiyonundan dolayı hiç görülmeyebilir (Arthur ve ark 1989, Alaçam 1997). Lochial akıntı postpartum ilk 2-3 gün içinde 1400-1600 ml, 8. günde 500 ml ve 14-18. günde ise sadece birkaç ml�dir (Olson ve ark 1986, Roberts 1986, Arthur ve ark 1989, Hussain ve Daniel 1991).
      Normal lochia kokusuz bir akıntıdır. Uterus�un enfekte olduğu durumlarda ise kötü kokuludur. Postpartum 18. günden sonra lochia görülmezken, involusyonu geciken hayvanlarda postpartum 30. güne kadar uzayabilir. Eğer lochia koku ihtiva etmiyor, hayvanda herhangi başka bir klinik semptom gelişmiyor ve 30 günden fazla devam etmiyorsa anormal olarak düşünülmez. Ancak böyle hayvanların periyodik olarak muayene edilerek involusyonların izlenmesi gerekir (Küplülü ve Salmanoğlu 1994, Hartigan 1995, Öcal 1999).
      Doğumdan hemen sonra carunculalar yaklaşık 70 mm uzunlukta, 35 mm genişlikte ve 25 mm kalınlıktadır. Doğum sonrası 48 saat içinde carunculaları besleyen arterlerin vazokontriksiyonu ve buna bağlı olarak şekillenen nekroz sonucu carunculaların üst üçte biri nekrotik bir hal alır (Küplülü ve Salmanoğlu 1994, Hartigan 1995, Öcal 1999). Caruncular regresyonda adı geçen olaylar sıra ile; dejeneratif vasküler değişikler, periferal ishemi, nekroz, çözülme, ve doku yıkımlanmasıdır (Olson ve ark 1986, Hartigan 1995). Doğumda 70 gr olan caruncula ağırlığı doğumdan 48 saat sonra azalarak 26 gr�a ve doğumdan 5 gün sonra yaklaşık 13 gr�a düşmektedir (Roberts 1986). Postpartum 5. günde nekrotik kitle stratum compactum�dan ayrılmaya başlar. Caruncular dokudaki yıkımlanmada, yüzeydeki kan damarları ayrılır ve uterus lumenine kan sızar. Doğumdan sonraki ilk günlerde sarı-kahverengi veya kırmızı-kahverengi renkte olan lochia, nekrotik dokular ve uterus lumenine sızan kan nedeniyle daha koyu hale gelir. Postpartum 9-10. günde lochiaya karışan kan miktarı arttığından lochia akıcı hale gelir. Nekrotik dokunun uzaklaştırılması postpartum 10-15. günde tamamlanır. Carunculaların çözünmesinden dolayı lochiada beyaz cisimciklere rastlanabilir ve bu beyaz cisimcikler purulent akıntıyla karıştırılabilir. Endometrium�da ciddi bir hasarın olmadığı durumlarda, intercaruncular bölgenin rejenerasyonu 8 günde tamamlanmaktadır. Carunculalar uterus bezlerinin etrafındaki hücrelerden merkeze doğru ilerleyerek rejenere olur ve postpartum 25-30 günde tamamlanır (Garcia 1982, Olson ve ark 1986, Roberts 1986, Arthur ve ark 1989, Küplülü ve Salmanoğlu 1994, Hartigan 1995, Noakes 1997, Öcal 1999). Carunculaların rejenerasyonunda carunculalar küçülerek postpartum 40-60 günlerde 4-8 mm çapa ve 4-6 mm yüksekliğinde bir oluşum haline gelir. Doğum yapmış ineklerde rejenerasyona bağlı olarak carunculaların bu görünümü hiç doğum yapmamış hayvanlardan farklıdır, daha geniş melanin pigmentasyonu oluşmuş ve daha fazla damarlaşma vardır (Arthur ve ark 1989).
     
Pospartum 20 güne kadar plazma PGF2a düzeyinin yüksek olması, endometrium�un hasar ve rejenerasyonun bir göstergesidir. Yangı durumunda arachidonik asit metabolitlerinin artması sonucu PGF2a salınımı meydana gelmektedir (Etherington 1984, Kindahl ve ark 1992).

3.2.1. Endometrium�un rejenerasyonunu etkileyen faktörler

3.2.1.1 Doğumda ve/veya doğumdan sonra meydana gelen sorunlar
      Güç doğum, retensiyo secundinarum, genital kanalın travmaları ve enfeksiyöz etkenler endometrium�un rejenerasyonunu önemli ölçüde etkilemektedir (Noakes 1997).

3.2.1.2. Beslenme hataları
     
Dengesiz rasyonla beslenen hayvanlarda da endometrium'un rejenerasyonu daha uzun süre almaktadır. (Noakes 1997).

3.3. Bakteriyel Kontaminasyonun Eliminasyonu
      Gebelik süresince cervix müköz bir tıpa ile kapalı olduğundan uterus lumeni bakteriyel kontaminasyondan korunmaktadır (Noakes 1997). Uterus�un bu fiziksel bariyeri doğum sırasında ortadan kalkmaktadır (Hartigan 1995).
      Yavrunun doğumunu takiben oluşan negatif basınç nedeniyle gaita ve çevredeki mikroorganizmalar kolayca uterus'a girerler. Ayrıca doğuma yardım girişimleri sırasında da asepsi ve antisepsinin olmamasına bağlı olarak da uterus kontamine olabilmektedir (Arthur ve ark 1989, Hartigan 1992, Hartigan 1995, Küplülü ve Salmanoğlu 1994, Noakes 1997, Öcal 1999). Gebelik süresince uterus anaerob bir ortam olmasına rağmen (Olson ve ark 1986); postpartum dönemde nekrotik caruncular doku, hücre döküntüleri, fötal sıvılar ve kanın bakteriler için uygun üreme ortamı oluşturduğu değişik araştırıcılar tarafından belirtilmektedir (Arthur ve ark 1989, Küplülü ve Salmanoğlu 1994, Öcal 1999). Dolayısıyla doğum sonrasında uterus'ların hemen hemen hepsi kontamine durumdadır. Postpartum 15. günde ineklerin % 95�i enfekte iken, uterus'un sahip olduğu güçlü savunma sistemi ve involüsyon sayesinde 16-30. günler arasında % 78�i, 31-45. günler arasında % 50�si ve 45-60. günler arasında ise sadece % 9�u kontamine durumdadır (Olson ve ark 1986, Roberts 1986, Arthur ve ark 1989, Hussain ve Daniel 1991, Hartigan 1992, Küplülü ve Salmanoğlu 1994, Hartigan 1995, Stevens ve ark 1995, Öcal 1999).
      Doğum sonrası yapılan uterus kültürlerinden farklı mikroorganizma türleri izole edilmektedir. İzole edilen mikroorganizmaların çoğu genital kanalın geçici mikroorganizmalardır. En sık olarak; C. pyogenes, E. coli, Betahemolytic streptococci, Staphylococci, Pseudomonas aeruginosa, Diphtheroidler, F. necrophorum izole edilmektedir (Luginbuhl ve Kupfer 1981, Olson ve ark 1986, Roberts 1986, Arthur ve ark 1989, Hussain ve Daniel 1991, Küplülü ve Salmanoğlu 1994, Hartigan 1995, Stevens ve ark 1995, Noakes 1997, Öcal 1999).
      Yapılan bir çalışmada (Luginbuhl ve Kupfer 1981); postpartum 2-5. haftada cervix�in orificium externasından 14 gün arayla alınan cervikal swapların uterus lumenine benzer sonuçlar verdiği belirtilmektedir. Yine aynı çalışmada güç doğumlardan sonra uterus'tan izole edilen mikroorganizma oranı normal doğumlara göre daha yüksek bulunmuştur. Hussain ve Daniel (1991), güç doğumlardan sonra postpartum ilk iki hafta boyunca alınan örneklerde gram negatif mikroorganizma sayısının gram pozitiflerden daha yüksek bulunduğu bildirilmektedirler.
      Bakteriyel eliminasyonu sağlayan faktörler araştırıcılar tarafından (Alaçam 1997, Arthur ve ark 1989, Hartigan 1992, Noakes 1997, Slama ve ark 1991) aşağıdaki şekilde açıklanmaktadır
1. Carunculaların yüzeylerinin yıkımı ve nekrozisten dolayı fiziksel olarak endometrium�un yenilenmesi.
2. Uterus kontraksiyonları, involusyon ve lochial akıntıyla uterus içeriğinin mekanik olarak uzaklaştırılması .
3. Uterus lumenine göç eden lökositlerin fagositik aktivitelerinin oluşması.
4. İmmunoglobulinlerin sekresyonu.

3.3.1. Bakteriyel kontaminasyonun eliminasyonunu etkileyen faktörler
      Lökositozis; östrojen tarafından stimule, progesteron tarafından inhibe edilir. Bir başka deyişle folliküler fazda uterus enfeksiyonlara karşı daha dirençlidir. Siklik aktivitenin başlaması, uterus'u östrojenik evreye getireceğinden enfeksiyonların elimine edilmesi kolaylaşmakta ancak izleyen luteal evrenin devam eden enfeksiyonlar için olumsuz faktör olabileceği göz önünde tutulmalıdır (Olson ve ark 1986, Öcal 1999). Progesteron, nonspesifik mikroorganizmaların uterustan eliminasyonunu engeller ve endometriumdan PGF2a salınımı bakılar. Sonuçta mikroorganizmalar ve CL�un karşılıklı ilişkisiyle pyometraya predispozisyon meydana gelmektedir (Olson ve ark 1986, Arthur ve ark 1989, Taşal 1992, Hartigan 1995, Kindahl ve ark 1992, Opsomer ve ark 2000).
      Doğumun hijyenik şartlarda gerçekleşmemesi ve stres gibi hayvanın direncinin düştüğü durumlarda da patojenik bakterilerin uterus'a invazyonu artmaktadır (Olson ve ark 1986).
      Vitamin A ve Se eksikliği, kuru dönemde aşırı kilo alma, ikiz doğum, aşırı sıcaklık, gebelik süresinin kısa olması, düşük kondüsyon, kışın sonunda ve ilkbaharın başında doğum yapma, abortus, ilerlemiş yaş, yüksek süt verimi, uterus atonisi, hidrops, hipokalsemi, doğumun uyarılması gibi faktörler subinvolusyona neden olduğundan bakteriyel eliminasyona engel olurlar. (Olson ve ark 1986, Noakes 1997).
      Doğuma yardım girişimleri sırasında uterus'ta şekillenen yaralanmalar, retensio secundinarum, yavru zarlarının elle uzaklaştırılma girişimleri nötrofillerin fagositik aktivitelerini inhibe ettiklerinden bakteriyel eliminasyon gecikir (Olson ve ark 1986, Hussain ve Daniel 1991, Hartigan 1992, Taşal 1992).
      Doğum sırasında uterus'a uygulanan birçok antibiyotik ve antiseptikler de uterus'un savunma mekanizmasını olumsuz yönde etkilemektedir. Endometrium'da irritasyon ve yıkımlanmalar, bakteriyel eliminasyonu engellemektedir (Olson ve ark 1986, Arthur ve ark 1989, Hartigan 1992, Taşal 1992, Noakes 1997).
      Postpartum dönem boyunca PGE2 konsantrasyonunun yüksek olması uterus'un savunma sistemi üzerinde olumsuz etki yapar. Retensio secundinarum'lu ineklerde postpartum 4-16 günlerde PGE2 konsantrasyonunun yükselmesine bağlı olarak (12 ng/ml) C. pyogenes enfeksiyonlarının şiddetinin arttığı bildirilmektedir (Slama ve ark 1991). PGE2, uterus'taki IgG sekresyonunu inhibe ederek lenfosit göçünü engeller. Ayrıca subkronik puerperal immunosuprasyona neden olmakta ve uterus enfeksiyonların şiddetini arttırmaktadır (Slama ve ark 1991).
      Uterus�un nonspesifik bakterilerle kontaminasyonu PGF2a salınımının gecikmesine ve dolayısıyla seksüel siklusların başlamasını geciktirmektedir. Ayrıca endotoksin salınımına yol açarak ovaryum kisti oluşumuna da neden olabilir (Hartigan 1995).
      İnvolusyonun gecikmesi bakteriyel eliminasyonun da gecikmesine neden olmaktadır. (Arthur ve ark 1989, Hussain ve Daniel 1991, Noakes 1997). Özellikle C. pyogenes anaeroblarla; F. necrophorum ve Bacterioides sp. arasında sinerjizma vardır. Bu mikroorganizmalar sinerjik olarak uterustaki fagositik aktiviteyi inhibe ederler ve kalıcı uterus enfeksiyonlarına neden olurlar (Olson ve ark 1986, Hartigan 1995, Stevens ve ark 1995).
      Etçi ırklarda; doğum-ilk ovulasyon aralığı uzundur. Bu ırklarda siklus daha geç başladığından daha az postpartum uterus enfeksiyonları gözlenir. CL�un erken gelişmesi uterusun progesteron etkisi altına girmesi nedeniyle enfeksiyonların oluşma riskinin daha fazla olduğu ileri sürülmektedir (Olson ve ark 1986).

3.4. Ovaryumlarda Siklik Aktivitenin Yeniden Başlaması
      Gebelik süresince corpus luteum tarafından salgılanan progesteron hormonunun negatif feedback etkisiyle adenohipofizden gonadotropinlerin salınımı baskılanmaktadır. (Hafez 1987, Eldon 1988, Arthur ve ark 1989, Alaçam 1997, Noakes 1997, Öcal 1999).
      Ovaryumlar doğum sonrası kısa bir dinlenme periyodundan sonra tekrar siklik faaliyetlere başlarlar. Postpartum 20. günde süt progesteron düzeylerine göre ineklerin % 47.8�i, 40. günde % 92.4�ü, 50. günde % 5.1�i normal siklik aktiviteye döndüğü, % 1.9�unun luteal döneminin muhtemelen kalıcı CL veya luteal kistten dolayı uzadığı belirtilmektedir (Arthur ve ark 1989).
      Folliküler gelişme doğumdan 4-10 gün sonra tespit edilebilmektedir. Doğumdan sonra ilk iki hafta süresince ovaryumlarda antral folliküller gelişmeye başlar ve ilk büyük follikül veya ovulasyon doğumdan sonra ilk üç hafta içinde meydana gelmektedir. Bazı ineklerde ilk follikül >2.5 cm olabilir. Rektal palpasyonla ancak postpartum ikinci haftadan itibaren follikül tespit etmek mümkün olabilmektedir. Postpartum dönem boyunca çok sayıda büyük anovulatör follikül meydana gelmekle birlikte, bunlar hızla atretik hale geçerler. Bu foliküllerin kist olarak tanımlanabildiği bildirilmektedir (Garcia 1982, Dinç 1987, Eldon 1988, Slama ve ark 1991, Hanzen13, Noakes 1997, Nation ve ark 1999).
     
Postpartum dönemde dominant follikülün (DF) gebelik CL�nun olduğu ovaryumda nadiren geliştiği ancak daha sık olarak kontralateraldeki ovaryumda geliştiği gözlenmektedir. Bunun nedenin gebelik CL�nun luteolizisi ve involusyonla ilgili faktörler olduğu bildirilmektedir (Garcia 1982, Slama ve ark 1991, Noakes 1997, Nation ve ark 1999). Nation ve ark (1999)�nın yaptığı bir çalışmada 22 inekten birinde dominant follikülün gebelik CL�nun olduğu ovaryumda oluştuğu belirtilmektedir. Postpartum 11-15 gün arası kesimi yapılan 101 baş ineğin % 92�sinde DF�ün kontralateral ovaryumda geliştiği bildirilmektedir (Garcia 1982).
      İlk ovulasyon genelde östrüs belirtileri görülmeden olmaktadır. Normalde folliküller 1.5-2.0 cm çapına ulaştıktan 2-4 gün sonra ilk ovulasyon oluşur. İlk ovulasyonun erken olması kısa luteal faz insidansını yükseltmektedir. İpsilateral ovaryumda erken ovulasyon şekillenmesinin ise enfekte bir inekte pyometra riskini arttırdığı ileri sürülmektedir (Garcia 1982, Eldon 1988,Hartigan 1992). İlk ovulasyonda suböstrüs insidansı % 40-70 arasında olmakla beraber ilk ovulasyondan sonra insidans azalmaktadır (Garcia 1982, Hartigan 1992, Noakes 1997).
      Klinik olarak gözlenebilen ilk östrüsün görülme zamanını Morrow (1966); sütçü ineklerde postpartum 30-76.6 günler arasında, etçi ırklarda 50.2-80.2 günler arasında, Garcia (1982) ise 33- 85.5 günler arasında değiştiğini belirtmektedirler (Arthur ve ark 1989).
      İlk ovulasyondan sonraki östrüs siklusu normal siklus uzunluğundan 3-4 gün daha kısa olmaktadır. Bunun nedeni olarak ilk ovulasyondan sonra oluşan CL�un yeterince gelişmemesi ve dolayısıyla, yaşam süresinin daha kısa olmasına bağlanmaktadır. CL�un yaşam süresinin kısa olmasının nedenleri ise; luteotropik desteğin olmaması, luteal dokunun luteotropini tanımaması ve luteolitik ajanların sekresyonunun artmasından dolayı olduğu bildirilmektedir (Garcia 1982, Roberts 1986, Joinudeen ve Hafez 1987).

3.4.1. Ovaryumların siklik aktivitelerinin yeniden başlamasını etkileyen faktörler

3.4.1.1. Beslenme
      Gebeliğin son döneminde ve postpartum dönemde enerji yönünden fakir gıdalarla beslenme, hem etçi hemde sütçü ineklerde doğumdan sonra ovaryum fonksiyonlarının yeniden başlamasını inhibe ederler. Enerji yönünden fakir gıdalar anöstrüsün önemli bir nedenidir ve doğum-ilk östrüs aralığı bu şekilde beslenen hayvanlarda daha uzundur (Roberts 1986, Arthur ve ark 1989, Peters ve Ball 1994). Gebeliğin son döneminde ve doğumdan sonra dengeli rasyonla beslenen hayvanlar, doğumdan sonra bir hafta gibi kısa bir sürede normal folliküler gelişmeyi gösterirler (Williams ve ark 1996).
      Beslenmenin reprodüktif sistem üzerindeki etkisi doğumdan önceki ve sonraki beslenme farklılığından dolayı daha belirgin olarak gözlenir. Doğumdan sonra laktasyon başladığından enerji alımı iyi ve dengeli bir seviyede tutulmalıdır. Bir başka deyişle doğumdan sonraki ilk 90 gün kilo kaybı olmamalıdır. Çünkü yetersiz beslenme ve zayıf vücut kondüsyonu, emzirmenin postpartum anovulatör aralığı uzatması üzerindeki etkisinin daha da artmasına neden olur (Roberts 1986, Williams ve ark 1996, Mwaanga ve Janowski 2000).
      Doğumdan sonra, özellikle yüksek süt verimine sahip inekler besinlerle yeterli enerjiyi alamadıkları zaman negatif enerji balansına (NEB) girerler. Böylece enerji gereksinimlerini lipolizis ve proteolizis yoluyla karşılarlar. Lipolizis sonucu esterleşmemiş yağ asidi konsantrasyonu artar ve yağlı karaciğer
sendromu gelişir. Aynı zamanda enfeksiyonların ve metabolik hastalıkların insidansı artmakta, ovaryum fonksiyonları olumsuz etkilenmekte ve doğum-ilk ovulasyon aralığı uzamaktadır (Spain ve ark 1997, Rukkwamsuk ve ark 1999, Mwaanga ve Janowski 2000, Roche ve ark 2000).
     
Negatif enerji balansı; hipofizin hipotalamustan salgılanan hormonlara hipofizin cevabından ziyade, hipotalamusun inaktivasyonuna neden olur. Diğer bir deyişle GnRH salınımı azalmaktadır. DF yeterli östrogen düzeyine ulaşamaz ve sonuçta preovulatör LH piki sağlanamadığından ovulasyon gerçekleşmez. Yine CL tarafından daha az miktarda progesteron salınımı olduğundan fertilite olumsuz etkilenir. Karaciğerden sentezlenen IGF-1 plazma konsantrasyonu düşer. IGF-1 direkt granuloza hücrelerini etkileyerek LH�nın bioaktivitesini arttırır ve progesteron sentezini sağlar (Peters ve Ball 1994, Spain ve ark 1997, Rukkwamsuk ve ark 1999, Mwaanga ve Janowski 2000, Roche ve ark 2000).
      Tek yönlü beslenme de doğum-ilk östrüs aralığının uzamasına neden olur. Postpartum dönemde yüksek protein ile beslenmenin de kan üre seviyesini arttırarak fertiliteyi düşürdüğü belirtilmektedir (Joinudeen ve Hafez 1987, Roche ve ark 2000).
      b -karoten luteal yapının gelişmesinde rol oynadığından, eksikliği fertilite üzerine olumsuz etki yapar. b -karoten eksikliğine kış aylarında daha sık rastlanılmaktadır (Graves ve ark 1989).
      Doğumdan sonra hayvanın vücut kondüsyonunun düşmesi ovulasyonun gecikmesine neden olmaktadır. Moreira (1999) BCS (Body Condition Score)'nu 1-5, Mwaanga ve Janowski (2000) ise 1-9 olarak belirtmektedirler. Moreira (1999) BCS'u 1 olan ineklerin zayıf, 5 olan ineklerin ise yağlı; Mwaanga ve Janowski (2000) ise < 5 olan ineklerin zayıf, > 7 olan ineklerin ise yağlı olduğunu ifade etmektedirler.
      BCS değeri düşük hayvanlarda doğumdan sonra yeterli besin alımı olmadıkça fertilitenin düzelemeyeceği ileri sürülmektedir. (Mwaanga ve Janowski 2000). Postpartum 30 gün içerisinde % 20'den daha fazla BCS kaybı olan ineklerin reprodüktif performansının oldukça düştüğü belirtilmektedir (Prandi 1999). Suriyasathaporn ve ark (1998) ise BCS < 2 olan ineklerin < 3 olan ineklere göre daha uzun sürede gebe kaldığını bildirmektedirler. Moreira (1999) ise doğumdan sonra BCS'unda 1 derecelik azalmanın reprodüktif performansı düşürdüğünü, buna karşılık 1 derecelik artışın reprodüktif performansta % 13'lük iyileşme ile sonuçlandığını belirtmektedirler.

3.4.1.2. Emzirme
     
Emzirme; hipotalamustan GnRH salınım sıklığını azaltan bir faktördür. Emziren etçi ineklerde hipofizin GnRH�a cevap vermesi postpartum 14. güne kadar uzayabilir. Emzirme LH salınım sıklığını ve miktarını azaltır, eksojen ve endojen östradiolün LH salınımındaki pozitif etkisini inhibe eder. Ovaryumun teka ve intertitel hücrelerinde östrojen sentezini durdurur. GnRH enjeksiyonu yapılsa bile LH salınımı cevabında azalma meydana getirir. Doğumdan sonra östradiol veya GnRH enjeksiyonuna emziren ineklerin duyarlılığı sağılan ineklerden daha azdır. Bu fark ilerleyen haftalarda giderek azalır (Olson ve ark 1986, Roberts 1986, Hafez 1987). Emziren ineklerde LH-RH salınım sıklığı azalmaktadır. Emzirmenin bu etkisinin bir bölümünü, endojen opioidlerin aracılığıyla olur. Emzirme, opioidlerin LH-RH üzerindeki etkisini artırır. Bu nedenle emziren ineklerde, hipotalamus-hipofiz-adrenal bez opioidergic etki altındadır ve LH sekresyonu emzirmenin etkisiyle azalır. LH yetersizliği, hipofizdeki LH içeriğinin azalmasıyla ilgili iken, GnRH için bağlanma bölgesindeki azalmayla ilgilidir. Emzirme glikokortikoid salınımını arttırır, glikokortikoidler ise LH salınımını baskılar. Glikokortikoid konsantrasyonu, emziren ineklerde sağılan ineklerden daha fazladır (Dinç 1987, Gharagozloo ve ark 1992).
      Emziren ineklerde, postpartum ilk östrüs ve ovulasyon, sağılan ineklerden daha geç olmaktadır. Yapılan bir çalışmada (Peters ve Ball 1994) sağılan ineklerde östrüs sikluslarının 30. günde % 80 oranında, 60. günde % 95 oranında başladığı; emziren etçi ırk ineklerde ise östrüs sikluslarının 59.9±2.5 günde başladığı belirtilmektedir. Emzirmenin yoğunluğunun artırılması (iki veya daha fazla buzağının emmesi) asiklik periyodu daha da uzatmaktadır. Çünkü emzirme sonlandırıldığında asiklik periyotun kısaldığı ifade edilmektedir (Hanzen13, Joinudeen ve Hafez 1987, Peters ve Ball 1994).
      Emziren ineklerde doğum-ilk östrüs aralığı günde iki kez sağılan, sağılmayan veya emzirmeyen ineklerden daha uzundur. Buzağının sürekli veya geçici olarak ayrılması ve günde ikiden daha az emzirme yapılması ilk ovulasyonun oluşma süresini kısaltmaktadır (Williams ve ark 1996, Mwaanga ve Janowski 2000).

3.4.1.3. Sezon
     Sezonun etkisi; fotoperiyottaki değişikliklerle ilgili olarak ortaya çıkar. Melatonin�in GnRH salınım sıklığını baskılayıcı bir etkisi vardır. Melatoninin gün uzunluğu kısaldığında salınımının arttığı düşünülmektedir. Ancak bu etkiler beslenme, genotip ve emme gibi faktörlerin etkisiyle bir derece değiştirilebilmektedir (Peters ve Ball 1994, Noakes 1997, Mwaanga ve Janowski 2000). Kış ve ilkbahar aylarında doğum yapanlarda doğum-ilk östrüs aralığı daha uzundur. Nisan�ekim ayları ve mera döneminde, doğum yapanlarda ilk progesteron artışı daha erken (24±10 gün), Kasım�Mart arası doğum yapanlarda daha geç (34±18 gündür) olmaktadır (Arthur ve ark 1989, Opsomer ve ark 1992, Peters ve Ball 1994). Gün ışığından fazla yararlanan ineklerde siklik faaliyetler daha erken başlar (Garcia 1982, Öcal 1999). Mevsimin etkisi düzgün bakım şartları (ışık yoğunluğu, ısı, hava dolaşımı, egzersiz, barakalardaki hayvan sayısı) sağlandığında sorun olmaktan çıkartılabilir (Mwaanga ve Janowski 2000). Kış aylarında doğum yapanlarda, postpartum ovaryum aktivitesinin gecikme riski diğer aylarla kıyaslandığında 5.7 kat daha fazladır (Opsomer ve ark 1992).

3.4.1.4. Irk
      Emziren sütçü inekler, emziren etçi ineklerden daha uzun postpartum anöstrüs süresine sahiptir. Buna karşın sağılan sütçü inekler emziren etçi ineklerden daha kısa postpartum anöstrüs süresine sahiptirler (Olson ve ark 1986, Peters ve Lamning 1986, Arthur ve ark 1989, Noakes 1997, Mwaanga ve Janowski 2000).

3.4.1.5. Doğum sayısı
     
İlk kez doğum yapan ineklerde ovaryum faaliyetlerinin yeniden başlaması çok doğum yapmış olanlardan daha uzundur (Eldon 1988, Hanzen13, Joinudeen ve Hafez 1987, Arthur ve ark 1989, Noakes 1997, Öcal 1999, Mwaanga ve Janowski 2000). İlk doğumunu yapanlarda ovaryum aktivitesinin başlaması gecikmekle beraber diğer postpartum sorunlar daha az görülmektedir. Bu duruma, düvelerde vücut gelişiminin devam etmesi neden olarak gösterilmektedir. Ancak yaşın ve doğum sayısının artması özellikle dördüncü veya beşinci doğumdan sonra, asiklik periyot uzamakta ve ovaryum fonksiyon bozukluklarının insidansı artmaktadır (Garcia 1982, Huszenicza ve ark 1987).

3.4.1.6. Süt verimi
    Yüksek süt verimi reprodüktif performansı olumsuz etkiler. Yüksek süt verimine sahip ineklerde ovaryum fonksiyonu bozukluklarına daha sık rastlanılmaktadır (Öcal 1999). Yüksek süt verimli ineklerde postpartum ilk ovulasyon ortalama 27.9 günde olurken, diğerlerinde postpartum 18.0 günde gerçekleşmektedir (Garcia 1982). Sık sağım ve emzirme nörolojik opioderjik yolun GnRH salınımını inhibe etmekte ve LH salınımını baskılamaktadır. Adenohipofizin GnRH�a cevabındaki yetersizlikler, gonadoropinlerin düşük düzeyde salgılanması veya hiç salgılanmaması sonucu ovaryumlar inaktif halde olabilir (Peters ve Lamning 1986, Öcal 1999, Alaçam 1997).
      Gonadotropinlerin yetersiz salgılanmasına bağlı olarak postpartum dönemde ovaryumlarda kistik yapıların şekillenmesi de sıkça ratlanılan bir bozukluktur. Buna bağlı olarak postpartum ilk ovulasyon ve doğum-yeniden gebe kalma aralığının uzadığı, ilk tohumlamada gebe kalma oranının düşük olduğu gözlenir. Reprodüktif

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !